Deprem travması ve çocuklarımız

0
1372
Çocuklarda deprem travması
Çocuklarda deprem travması

Deprem, yaşandığı bölgede yıkım ve kayıplara neden olabilen ciddi bir doğal afettir. Depremin etkisi, yetişkinlerin yanı sıra çocuklar üzerinde de derin bir etki bırakabilir. Deprem travması, depremin yol açtığı korku, kaygı ve stres gibi duygusal tepkileri ifade eder. Deprem travması, çocuklarda, kaygı, korku, endişe, öfke, yalnızlık, güvensizlik, uyku bozuklukları, iştahsızlık, baş ağrısı, mide ağrısı, kalp çarpıntısı ve konsantrasyon eksikliği gibi belirtilere neden olabilir. Ayrıca, çocuklar, depremin etkisini, kendi hayatlarındaki güvenliği, sevdikleri insanları, evlerini ve okullarını kaybetme korkusu ile birleştirebilirler. Bu nedenle, çocuklar için deprem travması, yetişkinlere göre daha ciddi bir sorundur. Asistan Doktor Orhan Mustafa Duyar, çocuklarda deprem travması ile ilgili önemli uyarılarda bulundu!..

Çocuklarda "deprem travmasına" dikkat! 
Çocuklarda “deprem travmasına” dikkat!

Çocuklarda “deprem travmasına” dikkat! 

Çocuklar bizim gözbebeğimiz. Çocuklar bizim geleceğimiz… Türkiye son yılların, hatta son yüzyılın en büyük felaketlerinden birisi ile karşı karşıya kaldı. Maalesef birçok insanımızı kaybettik. Bunun onlarca katı insanımız da yaralı olarak kurtarıldı, bu insanlarımız da hem psikolojik desteğe hem de tıbbi yardıma muhtaç hale geldi. Elbette en çok desteğe ihtiyaç duyanlar da, gözümüzden sakındığımız çocuklarımız oldu ve devam eden süreçte de onlar olacaktır.

Deprem travması, çocukların hayatında kalıcı etkiler bırakabilir. Bu etkiler arasında depresyon, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, özgüven eksikliği ve hatta intihar riski gibi ciddi sonuçlar yer alabilir. Çocukların deprem travmasını atlatmalarına yardımcı olmak için, onların yaşına uygun bir dil kullanarak onlarla konuşulmalıdır. Ayrıca, çocukların hissettikleri duyguların normal olduğu ve diğer çocukların da aynı şeyleri hissettiği konusunda onlara güvence verilmelidir. Çocukların güvende olduklarına dair sık sık hatırlatmalar yapılmalıdır. Ayrıca, çocukların normal hayatlarına dönmelerine yardımcı olacak aktiviteler yapmalarına da izin verilmelidir. Bu aktiviteler arasında oyun oynamak, resim çizmek, müzik dinlemek, kitap okumak ve egzersiz yapmak yer alabilir.

Deprem travması, çocukların hayatını olumsuz etkileyebilen ciddi bir sorundur. Ancak, çocuklarla doğru bir şekilde iletişim kurmak, güvenliğe vurgu yapmak ve normal yaşamlarına dönmelerine yardımcı olacak aktiviteler yapmalarına izin vermek, çocukların atlatmalarına yardımcı olabilir.

Okumalısınız: Depremzede çocuklar için koruyucu aile olmak

Çocuklar deprem travmasını nasıl atlatabilir? 
Çocuklar deprem travmasını nasıl atlatabilir?

Çocuklar deprem travmasını nasıl atlatabilir? 

Sarsıntıyı hisseden, ailesi ile birlikte koşarak aşağı inen, neredeyse son bir haftayı evlerine giremeyerek geçiren, televizyon kanallarında devamlı deprem haberlerini, üzücü hayat hikayelerini, enkaz ve yıkıntıları seyreden çocuklarımız, bu yaşanan süreçte yetişkinlere göre çok daha fazla yıpransa da, bunu çocuk neşesine sahip olmalarının gerisine saklayarak hayatına devam edebiliyor. Tam bu noktada, bazı çocuklarımız susmayı, bazı çocuklarımız çok fazla soru sormayı, bazı çocuklarımız televizyon ekranlarından kaçmayı, bazıları ısrarla ve meraklı gözlerle takip etmeyi, bazı çocuklarımız deprem konusunu hiç açmamayı, bazı çocuklarımız da bu konuyu hiç kapatmamayı tercih ediyor. Aileler olarak çocuklarımıza göstereceğimiz doğru tavır da, çocuğumuzun tavrına göre şekil alıyor. Bu süreçte aradığımız sihirli kelime, normalleşmek olmalı.

Çocuklarımız çoğu zaman, bizlerin sandığının aksine daha güçlü, stres yönetiminde daha başarılı ve yaşanan kötü anıları daha çabuk atacak, normal denilen yaşama uyum sağlayacak kapasitededir. Oyuncağı kırıldığında gösterilen başka bir oyuncağı eline alarak oyuna devam etme kabiliyeti, yürüdüğü yolda ruhsal engebeler ve birtakım aksilik çıktığında takılıp kalan ve yolunda yürümeye devam edemeyen bir yetişkine göre çok daha başarılıdır. Çabuk küsen ama çabuk barışan, çabuk ağlayan ama en ufak bir tebessümle ve hediye ile gülmeyi başaran çocuklar, yürüdüğü yolda adaptasyonuna engel olacak saçma takıntılara çoğunlukla sahip değildir.

Peki çocuklarımızın deprem travmasını atlatabilmesi için onlara nasıl yaklaşmalıyız?

Yaşadığı aksilikleri geride bırakması için ufak bir dokunuş, küçük bir yol gösteriş yeterlidir. Burada önemli olan husus da şudur. Ufak dokunuş ve küçük yol gösteriş yeterli olduğu kadar gereklidir. Bu gereklilikte en büyük pay aileye düşmektedir. Çünkü bu gerekliliğe bir yetişkin çok daha az ihtiyaç duyarken, çocuklarımız ebeveynlerinden gelecek küçücük bir işareti bekleme noktasında daha ısrarcı ve bu işarete çok daha muhtaçtır. Bu işaret ile başarılı sonuçlar almak ise önce evin içinde beraber yaşadığı, en yüksek duygusal bağ yüküne sahip olduğu ailesinin elindedir.

Çocuklarımız yaratılışının gereği meraklıdır. Merak olmadan öğrenme, ilgi ve gelişme mümkün değildir. Büyümek için ihtiyaç duyduğu merak duygusunu ailelerin doğru yönetebilmesi, bir ebeveynin en büyük görevidir. Çünkü çocuk için geleceğin kapısını açacak anahtar olan merak duygusu, belki de bütün duyguların en temelini, ilk adımını, duyusal ve zekasal gelişiminin ilk basamağını, girişimci ruhunun ilk adımını, özgüven kaldırımının ilk taşını oluşturmaktadır. Ailenin bu merak duygusunu baskılaması ya da çocuğun gelişimine katkı sunmayacak şekilde geçiştirmesi bugün anlaşılması güç ama ileride pişman olunacak sonuçlara gebedir. İşte bu merak duygusu çocuklarımız için her konuda olduğu gibi yaşadığımız üzücü deprem hadisesinde de kendini gösterecektir. Çocuğumuzun deprem ile ilgili soracağı sorulara verilecek cevaplar, gerek deprem hadisesini yaşayan, gerekse ekran başından günlerdir yayınlanan yayınları izleyerek etkilenen çocuklarımızın, bu travmayı atlatmasında büyük önem taşıyan ufak çıkış yollarının işareti olacaktır.

Çocuklarımıza davranışlarımızla yardımcı olabilecek bazı yaklaşımları şu şekilde sıralamak mümkündür: 

  • Bir olayı, travmayı aşmaya çalışmaktan daha güzeli, onu hiç yaşamamış olmaktır. Bu bakımdan dolayı, çocuklarımızın bu üzücü hadiseden en az etkilenmesini sağlamak birincil görevimiz olmalıdır. Bu bağlamda çocuklarımızın yanında ebeveynleri olarak depremden çok etkilenmiş olduğumuzu, korktuğumuzu, evimizde huzursuz olduğumuzu belli edecek şekilde davranışlardan uzak durmalı, mümkün olduğunca onların yanında bu tür kaygılarımızı dile getirmemeye özen gösterelim.
  • Yine çocuklarımızın etkilenmesini en aza indirmek amacıyla, ekran başından uzak tutmalı, sosyal medyadaki görüntüleri izlememesi için olabildiğince dikkat edelim. Kendi izlediğimiz videolar, üzücü hadiseler hakkında çocuklarımızın bulunduğu ortamlarda kendi aramızda da olsa, aleni bir şekilde çocuklarımızı dehşete düşürecek yorumlardan kaçınalım. Çocuğumuzun bu hadiseden etkilenmediğinden eminsek, bu yaşanan sürecin çok da farkında olmadığı konusunda hemfikir isek, konuyu durduk yere açmayalım.
  • Çocuğumuzun her sorduğu soruyu sabırla dinleyelim. Asla ‘‘korkacak bir şey yok, burada deprem olmaz, sen bunları boşver, kafana takacak bir şey olmadı, unut gitsin gel ben sana çizgi film açayım vs…’’ gibi geçiştirici bir tavırda bulunmayın. Bu durum çocuğumuzun sorularına cevap bulamadığı ve kendisinden bir şeyler gizlendiği düşüncesi oluşturma riski bakımdan daha büyük etkilenme hadisesine yol açabilir. Kötü bir şeyler oldu ve bana anlatmıyorlar düşüncesi, çocukta ebeveynine karşı oluşacak güvensizlik problemi, çocuğumuzu derinden etkileyebilir. Ailenin yeterli güveni veremeden gerçekleştireceği geçiştirme davranışı sonucu soru sormayı bırakan çocuğun, kendi içinde kurmaya ve kendi içinde hayal etmeye devam etmesi, unutup gitmesinden daha olasıdır.
  • Çocuğumuzu dikkatle, geçiştirmeden, aklındaki her şeyi sormasına müsaade ederek dinlemeli, ardından onu anladığımızı belirterek yeterli güveni sağladıktan sonra, yaşına, anlayışına, yapısına uygun cevapları birer birer vermeliyiz. Çocuğumuza mutlaka şuan bulunduğu yerde güvende olduğunu deklare etmeli, deprem hakkında kısa bilgiler vermeliyiz. Bu bilgileri hayat bilgisi dersinden, ya da yaşına uygun olarak hazırlanmış deprem konulu kitap bölümlerinden bulabiliriz. Yerkürenin içindeki büyük kayaların nadir aralıklarla yerinde oynadığı, yer altındaki bazı büyük kayalarında yıllar içinde sıkışıp kırıldığı için bizim de bunu sarsıntı olarak hissettiğimiz yaşına uygun şekilde izah edilmelidir.
  • Yaşanan olayın çok anormal ve beklenmeyen bir durum olmadığı, çürük olan ya da sağlam yapılmayan çoğunlukla eski binaların yıkıldığı, güvenli ve sağlam yapıların ayakta kaldığı ve içinde yaşayanların sadece ufak bir sarsıntı geçirdiğinden bahsedilmelidir. Kendi evinin, özellikle esprili bir şekilde kendi odasının çok sağlam olduğu konusunda çocuk cesaretlendirilmedir.
  • Korkudan çok, yardım duygusu çocuklara işlenmelidir. Deprem olan bölgelerdeki insanlara yardım gönderildiği, hatta oradaki çocuklar için kıyafetler, oyuncaklar yollandığı, insanların bu şekilde birbirine sahip çıktığının altı çizilmelidir. Bu tür durumlarda birlik beraberlik olunması gerektiği, böylece depremden etkilene insanlarında yaralarının sarılabileceği anlatılmalıdır.
  • Yaşına uygun olan daha büyük çocuklar ile birlikte deprem olduğu zaman neler yapılabileceği, deprem öncesi alınması gereken önlemler hakkında konuşulmalı, bu önlemler ve sağlam yapılar yapıldığı takdirde depremden etkilenilmeyeceği öğretilmelidir. Bugünlerde klasikleşen Japonya örneği önümüzde duran güzel bir örnektir.

Son olarak bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Okulların açılması ile misafir öğrenci uygulaması çoğu ilimizde uygulanmaya başlanacak. Bu bakımdan dolayı çocuklarımıza bu arkadaşlarına davranışları konusunda da uyarılarda bulunmalıyız. Bu arkadaşlarına depremzede ifadesi yerine misafir ifadesini kullanmak daha uygun olacaktır. Depremden etkilenip gelen bu çocuklarımıza acınarak, yardıma muhtaç imajı ile değil, misafir öğrenci yaklaşımı ile davranmak ve söylem üretmek, o çocuklarımızın normalleşmesine katkı sunacaktır. Bu çocukların acınmaktan, yardım edilmekten daha çok ihtiyacı olan duygu, normalleşmek ve bu kötü günler geçsin temennisinin gerçekleşmesi istediğidir. Yaşadığı kötü anıları, yakınlarında kaybettiklerinin acıları içinde büyüyecek bu yavrularımızın bir nebze normal bir yerde olduğunu hissetmesi önemlidir. Bu çocuklarımızın travmalarını yeniden yaşamaması adına, kendi çocuklarımızı devamlı deprem konusunda soru sormaması konusunda uyarmalıyız. Siz bizsiniz, biz de siziz. Sizin bugün başınıza gelen bizim de başımıza gelebilirdi, hoş geldiniz yaklaşımı en doğrusudur.

Okumalısınız: Bebeğimle depremden nasıl korunurum? 

Önceki İçerikDepremzede çocuklar için koruyucu aile olmak
Sonraki İçerikDepremde bebeklerin güvenliğini nasıl sağlayabiliriz?
Dr. Mustafa Orhan Duyar
1992 yılı Kayseri doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de tamamladım. Bu süreçte birçok sosyal etkinlikte düzenleyici, konuşmacı ya da katılımcı olarak yer aldım. Lise mezuniyetiyle birlikte 2011 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. Üniversite hayatında da birçok etkinlik ve sosyal faaliyetler düzenleyerek, futbol ve voleybol turnuvası, geziler, tıp bülteni çalışmaları, tıp fakültesi öğrencileri eğitim çalıştayları ve tıp kongrelerinde yer aldım. 2014 yılı eylül ayı içerinde ‘’SON MEKTUP’’ adını verdiğim bir şiir kitabım piyasaya çıktı. 2017 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olarak, ilk görev yeri olarak atandığım Tokat ili Almus ilçesi Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetimi tamamladım. Tokat’ta ayrıca gerek görülen görevlendirmeler kapsamında Turhal ve Yeşilyurt ilçe Devlet Hastanelerinde acil servis hekimi olarak görev yaptım. Farklı ilçe devlet hastanelerinde çok sayıda hasta görmenin bana kattığı bilgi ve tecrübelerle birçok branş hakkında fikir sahibi olma imkanı buldum.  2019 yılında, henüz öğrencilik yıllarında ilgimi çeken, mecburi hizmet yıllarında ise bebek ve çocuk hastalarımızla geçirmekten keyif aldığım vakitlerle birlikte ilgi ve alakamın artarak devam ettiği Pediatri bölümünü, Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıları, kazanarak asistan hekim olmaya hak kazandım.

Bir Cevap Yazın