Eyvah! Çocuğum konuşmuyor…

0
289

Benim günlerce ve aylarca kabusum oldu. Eminim pek çok annenin de kabusudur. Anne forumlarında pek çok annenin ortak sorunlarından biridir çocuğun konuşamaması. Erkek çocuğu olanın ortak derdidir. Ve toplumda genel bir algı vardır, erkek çocuklarının geç konuşması. Ben bu konuda çok çektiğim için anlatma isteği doğdu deneyimlerimi…

Oğlan 2 yaşına geldiğinde, gerek etrafımdaki gerekse sosyal medyadaki analardan özenip oğlanı bir oyun grubuna götürmek istedim. Ve benim serüvenim öyle başladı. Ünlü bir zincir oyun okuluna ücretsiz deneme dersine katıldık bir gün. Bütün çocuklar, oradaki spor eğitmeninin dediğini yaparken benimki tam tersini yapıyordu. Ve sonunda eğitmenler ders bitiminde, “Sizin oğlunuz bir oyun okulunu kaldıracak düzeyde değil” yanıtını aldım. Ve içimi sardı bir korku. Diğer yaşıtlarıyla da oynamayan bir oğlum vardı. Bizimle konuşmuyordu, “Evet” ya da “Hayır” yanıtını vermiyordu. Kimseyle muhatap olmuyordu. Etrafımdaki herkes, “Neden konuşmuyor bu çocuk” sorularını sorduğunda telaşım daha da artıyordu. Önce normal muayenelerini yaptırdım. Bir nöroloji uzmanı, bir kulak burun uzmanına danıştım. Fiziksel bir problem olmadığına emin olduktan sonra kaygılanmaya başladım.

Tane tane konuşmak

Mesela parka gidiyorduk, diğer çocuklar oyun kurarken benimki kendi kendisine takılıyor ya da bir arabayla oynuyordu. Bazen kendi etrafında dönüyordu, bazen söylediklerime tepki vermiyordu. Sonra internetten okuduğumda bu belirtilerde “Otizm” olabileceği yazıyordu. Aşırı korktum. Ne yapabilirimi düşünürken, kendimi özel bir psikoloji kliniğinde buldum. Bir pedagog birkaç soru sordu. Kağıt üzerinde bize bir test yaptı. Sonra benim oğlana birkaç tane hayvan figürü gösterip, “Köpek nerede?”, “Kedi hangisi?” diye sordu. Benim oğlan da tam tersi yanıtlar verdi. Pedagog, “Otizm olma ihtimali fazla en iyisi çocuk psikiyatrisi baksın” dedi. İyice panikledim, ağladım günlerce. Kabullenmek istemedim ve sonrasında kendimi Bezmialem Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümü’nde buldum oğlumla. Panik halinde, titreyerek psikiyatristimizin kapısındaydık artık. İçeri girdik sıramız gelince. Dr. Abdurrahman Cahid Örengül, oğluma baktı ve bire bir iletişim kurdu onunla. Oğlum sağlıklı tepkiler veriyordu. Testlerimizi yaptı. Ve bana, “Oğlun çok zeki. Hiçbir sorunumuz yok. Sadece sosyalleşmesi gerekiyor. Kreşe ver ve eğer kreşe başladıktan 2 ay sonra konuşmazsa bir daha görüşelim” dedi. Ayrıca başka önerileri de vardı. “Oğlunuz 3 yaşına giriyor. Yani siz çok karmaşık konuşuyor olabilirsiniz. Onunla bir yetişkine kurduğunuz cümleleri kurmayın” dedi. Yani 3 yaşındaki oğlumla 3 kelimelik cümleler kurmalıydım. Yaşı büyüdükçe o kadar kelimeli cümleler. Ayrıca televizyon ya da tablet türü cihazlardan uzak durmamız gerektiğini anlattı. Ona şarkılar söylememi, onunla sohbet etmemi, ona kitap okumamı tavsiye etti. En önemli tavsiyesi, tane tane konuşmam gerektiğiydi.

Sınırlı özgürlük şart

Sevinmiştim. Hatta oğlumla yemeğe gittik sonrasında. O sene Eylül ayında oğlumu kreşe verdim. Öğretmenimizi bu konuda bilgilendirdim. Onun bana yanıtı, “Ben zor çocuk severim. Gözünüz arkada kalmasın” dedi. Okuldaki pedagogla da görüşme ayarladık. O da Abdullah Hoca’nın söylediği gibi şeyler önerdi. Mesela sınırlı özgürlük tanımak gibi. Bunu da şu örnekle açıkladı: Bir mağazadan pantolon alacaksınız oğlunuza. Siz 2 tane renk ve model seçin. Ve ona gösterin. “Hangisini istiyorsun?” sorusunu sorun. Ya da kitap alıyorsunuz, 3 seçenek belirleyin ve o 3 seçenekten birini ona sorun. Mutlaka cümleleriniz basit, düz olmalı. Karışık cümlelerden, deyimlerden uzaklaşın. Mutlu olduğunuzda “Havaya uçuyorum” demeyin, “Çok mutluyum” deyin. Anlayamayacağı cümleler kurmayın. Karşınızdaki bir yetişkin değil, küçük bir çocuk. Bunu asla unutmayın.

Çocuğu bir türlü konuşmayan annelere öneriler

Neyse benim oğlan kreşe başladı ve aradan geçen 2 ay içinde akıcı bir şekilde konuşmaya başladı. Ben de uğraştım, öğretmenimiz de, pedagogumuz da çabaladı; benim canım oğlum sular seller gibi konuştu. Hatta tam 3.5 yaşında kendi kendisine okumayı öğrendi. Bununla ilgili maceramızı da başka bir yazıda anlatacağım ama konuşamama sorunu yaşayan çocuklar için bizim gittiğimiz uzmanlardan önerilerimi tek tek sıralayarak yazıyı noktalamak istiyorum:

  • Dil ve konuşma becerisi gecikmiş bir çocuğunuz varsa öncelikle işitme durumu sağlıklı mı buna bakılması gerekmekte. Kulak burun boğaz uzmanları kontrol edip, odjoloji testini uygun bulur. Eğer bir sorun yoksa ikinci maddeye geçeceksiniz demektir.
  • Eğer dil gelişiminin yanı sıra, oturma, emekleme, yürüme gibi becerilerinde de gecikme varsa, sık sık dengesini kaybedip düşüyorsa, göz teması kurmuyor ve dokunulmaya tepki gösteriyorsa ikinci aşamada bir çocuk nörolojisi uzmanına gitmek gerekiyor. Eğer bu süreçte de sorun yoksa bir pedagog yardımı almak uygundur.
  • Pedagog ya da çocuk psikiyatri uzmanı neleri önerirse uygulamak gerekir.
  • Bizlerin çocuğumuzla sık sık oyun oynaması gerekir.
  • Onun iletişim ve hareketlerine uyum sağlamamız gerekir. (Oyun istiyorsa oyun, konuşmak istiyorsa konuşmak)
  • Teknolojik aletlerden mümkün mertebe uzak tutmak gerekir. Buna “3T kuralı” diyebiliriz. Yani Telefon, Tablet, Televizyon hayatımızda olmamalı. Çünkü ekran çocuğa cevap vermiyor. Çocuk sadece o ekrana odaklandığı için dış dünyaya odaklanamıyor.
  • Ona kitap okuyun, masal anlatın. Ancak masalları seçerken oldukça dikkatli olun ve pedagog önerisiyle masal seçin.
  • Beraber yürüyüşe çıkın, alışveriş yapın ve sınırlı özgürlükler sunun. Bu ona kendisini ifade etmesine olanak verir.
  • Çocuğunuza basit cümleler kurun. Örneğin, “Bak kuş”, “Bak kuş gördün mü?” gibi basit cümleler. Ya da “Bardağı getir”, “Arabayı getir” gibi kısa ve net cümleler. Yaramazlık yapan çocuğa asla, “Senin bu hareketin hiç güzel değil, beni çok üzüyorsun. Böyle olunca canım sıkılıyor” gibi uzun, karmaşık cümleler kurmayın.
  • Çocuk “Top” diyorsa, “Topu al”, “Kırmızı top”, “Büyük top” gibi kısa cümleler kurabilirsiniz. “Top at” gibi bir cümle kurduysa “Topu at”, “Kırmızı topu at” gibi düzeltin ve sabırlı olun.
  • “Bu ne?” diye sorarsa yine kısa cümleyle cevap verin. Çocuk 2 yaşındaysa 2 kelimeyle, 3 yaşındaysa 3 kelimeyle, 4 yaşındaysa 4 kelimeyle cevaplayın.
  • Evde etkinlikler yapın. Renkli kartonlar alın, kesmesine, yapıştırmasına izin verin.
  • Onu ayrı yedirip, kendiniz ayrı yemeyin. Aynı sofrada oturun.
  • Onunla konuşurken gözünün içine bakın. Göz kontağı kurun.
  • Sık sık ona güvendiğinizi söyleyin. “Sen yaparsın”, “Sen başarırsın”, “Seni seviyorum” gibi cümlelerle davranışlarınıza anlam kazandırın.
  • Asla ona bir şey istediğinde “Ver dersen veririm” gibi bir cümle türü kurmayın. Çünkü bu onu tamamen susturabilir.
  • Sık sık çocuğunuza sarılın.
  • Çocuğa soru sormayın. Atıyorum “Mutlu musun canım?” gibi sorulardan uzak durun. Bunun yerine “Ben çok mutluyum”, “Ben gülüyorum” derseniz o da mutlu olacaktır.
  • Onu sevdiğinizi ona hissettirin
  • Yaşıtlarıyla oyun oynamasına imkan sağlayın.
  • Bedensel ihtiyaçlarını en doğru biçimde karşılayın (Yemek, uyku, temizlik)
  • Onun yanında olumsuz konuları konuşmayın. Her zaman eğlenceli olun

 

Önceki İçerikBebeklerde reflü neden olur? Tedavisi nasıl yapılır?
Sonraki İçerikEk gıdaya geçişte doğru bilinen yanlışlar!
Avatar
1983 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi yine İstanbul’da bitirdim. 2001 yılında Ege Üniversitesi’nde Radyo, TV ve Sinema eğitimi aldım. Okul sürecinde staj yaptığım ATV’deyken hemen yan binası Habertürk’e bakıp, “Okul bittiği zaman buraya işe girsem keşke” diyordum. Okul bitti ve ben sektörel dergiler yapan Trixi Medya Grubu’nda 3 derginin içerik editörlüğünü 6 ay üstlendim. Ama hayalim çok gecikmedi ve 1,5 sene rötarla bir tesadüf eseri Habertürk’te buldum kendimi. Habertürk’ün Web sitesinde tam 6 sene çalıştım. Sağlık, ekonomi, gezi alanlarına baktıktan sonra Yeni Şafak Gazetesi’ne geçtim. Burada da hem gazetenin sağlık editörlüğünü yaptım hem de kurumun web sitesinde haber editörlüğü yaptım. Burada ayrıca gazetenin Pazar ekine sağlık haberleri yaptım. Ayrıca kuruma ait olan SkyRoad dergisinde sağlık haberleri yazdım. Kurumun internet sitesinde yayınlanan Dönüm Noktası isimli programı sundum ve web sitesine yönelik haberlerde perfore okudum. Sağlık branşıyla tanışmam ise Ege Üniversitesi’nde oldu. Okulun haber ajansında çalıştığım süreçte, okulun tıp fakültesindeki pek çok vaka haberine imzamı attım. O süreçte organ bağışı kampanyasını yürüttük çalıştığımız ekiple. Sonrasında da sağlık branşını sevdim ve bu alanda devam ettim. Daha fazla insana dokunmam gerektiğini düşündüğümden gazetecilik hayatımı sonlandırıp özel bir hastanenin medya departmanında geçtiğimiz sene Haziran ayında işe başladım. Bu süreçte iki kez anne oldum. Mustafa Kemal adında bir oğlum, Ela adında bir kızım var. Yani hem iş hem annelik kariyerime devam etmekteyim. Sizlere de pek de beceremediğim annelik kariyerimden bahsedeceğim.