Ana Sayfa Anne ve Bebek Çalışan anne olmanın zorlukları

Çalışan anne olmanın zorlukları

Kınamayın, şaşırmayın, büyük konuşmayın! Neden mi? Neye çok şaşırdıysam başıma geldi  çünkü. “Ben olsam şöyle yapardım. Onun yerinde ben olsam… O benim çocuğum olsaydı…”  diye başlayan bütün cümleleri rafa kaldırdım.

Anne demek bir çift meme demekti!

Çalışan bir anneydim. Oğlumu bırakıp işe başladığımda 3,5 aylıktı. Minicikti henüz. Doğum  iznim bitmiş ve çalışmak zorundaydım. 18.00’da mesaim başlıyor, 01.30’da bitiyordu. Bakmayın 3,5 aylık olduğuna annesinin geliş saatini biliyordu. Biraz geciktiğimde mızmızlanmaya başlıyordu. Çünkü bende onun çoook sevdiği bir şey vardı, meme!

İlk kelimelerini söylemeye başladığında babasını gördüğü zaman “baba” diyor, beni gördüğü zaman da “anneciğim” diyordu.

Yok yok tabi ki öyle demedi. Anne demesini uzun bir süre bekledim. Önce “dede” dedi zaten,  sonra da “baba”. Buraya kadar her şey normal fakat beni gördüğünde çocuğun ilk tepkisi  “meme” oluyordu. Çocuk beni meme olarak görüyordu kesin:)

O’nun için ben, sadece bir çift memeden ibarettim. Oğlum annen geldi dediğimde  “memeeeeeee” diye sevinen bir çocuk… Bu haksızlık ama ben doğurdum çocuğum seni hak  ettiğim muamele bu olmamalıydı bence. En azından “anne meme” diyeydin be çocuğum. Beni yok saymasaydın keşke.

Çift mesai, tek maaş çalıştım aylarca

Çalışan anne olmanın zorlukları… Yaşanır ama anlatılamaz! İşyerindeki mesaim 01.30 da bitiyordu, evdeki mesaim 02.30 başlayıp bitmek bilmiyordu. Karnı doysa da memede uyumak isteyen bir bebek… Arada derin uykuya daldığında memeyi  çaktırmadan bıraktırırdı, bıraktırdığım anda sanki hiç uyumuyormuş gibi ağlamaya başlıyordu. Bazı geceler o ağlıyor, o ağladıkça ben ağlıyordum. 18 aylık olana kadar böyle devam etti, çünkü 18 aylık olduğunda bıraktırdım memeyi. Zaten sütüm de baya azalmıştı ve memeyi bıraktırmamın başka bir nedeni daha vardı. Memeye bu kadar düşkünken nasıl ve neden bıraktırdığımı bir başka yazıda paylaşacağım sizinle.

Ben bu olayı neden anlattım peki?

Dedim ya asla birini kınamayın ben kınadım, başıma geldi. Söylemesi ayıp bahsettiğim kişi memesi açıkta uyurdu ve ben kendisine de söyledim, arkasından da konuştum. İyi sabır var sende ben olsam bıraktırırdım memeyi dedim. Demez olaydım, bıraktıramadım. Bazı geceler yatağın ortasında o “meme” diye ağlardı. Ben ise yeter artık uyumak istiyorum diye ağlardım, bir yandan da canım acıyordu tabi. Neyse en azından o mutlu oluyordu. Meme savaşımız 18 aya kadar devam etti. Çarşı, pazar, AVM, araba, otobüs, metrobüs dinlemiyordum meme aşkı. Eğer istediyse o meme her şartta emilecekti. Zaten başka çarem yoktu, o minik eller hopppp tişörtün içine… Emzirme örtüsü mü? Olmaz o örtü de örtülmeyecek.

Siz, siz olun büyük konuşmayın. Aynısını yaşıyorsunuz çünkü. En azından ben yaşadım. Var mı bu durumu yaşayan annelerimiz aranızda?

Durun bu kadar değil anlatacaklarım.

Peynir ve zeytin olmayan kahvaltıya, kahvaltı demem!

Kahvaltılarımda asla vazgeçemediğim iki şey: Peynir ve zeytin. İsterse 40 çeşit kahvaltılık olsun, masada peynir ve zeytin olmazsa doyamayangillerdenim.

Gelelim çok şaşırıp, hayret ettiğim ve başıma gelen ikinci olayımıza.

Yine bir akşam şirkette çalışıyoruz, arkadaşımın karnı acıktı. Yazımı okuduğunda “benden bahsediyor” diyecektir kesin. Yanımızda yiyecek bir şeyler olup olmadığını sordu. Peynir ve zeytin olduğunu söyledim büyük bir coşkuyla. Suratını ekşitti, halbuki sevineceğini düşünüyordum. Şirkette peynir ve zeytin bulunmaz bir nimetti, hele ki o saatte.

O zamanlar hamile bile değildim. Ve şaşkınlıkla dönüp dedim ki peynir, zeytin yemeyen insan mı olur? Nasıl ya, kahvaltılarımızın baş tacı olan iki besini tüketmiyor bir insan. Çok garipsedim tabi ki, şaşırdım da diğer yandan. Abartmıyorum hakikaten inanamadım peynir ve zeytin yememesine. Nereden bilebilirdim ki el kadar bebeğin peynir ve zeytin yemeyeceğini. Hem de henüz tadını bilmediği halde direkt olarak reddedeceğini. Evet daha 4 aylıkken itiraz etti peynire. Her tür peyniri aldım inanın. Tostların, yumurtanın ve böreklerin içinde yedirmeye çalıştım ama nafile. Peyniri hemen fark ediyor. Nasıl bir gurme doğurduysam artık düşünün. Sadece labne peynir yiyor, şu an 2,5 yaşında. Hala bıkmadan usanmadan ara ara yedirmeye çalışıyorum fakat en ufak bir yumuşama yok. Bu zamandan sonra değişir mi acaba? 4 gözle bekliyorum ama umutlarım tükenmeye başladı.

İşte bir meme, peynir, zeytin hikayesi benimki de. Şaştım, şaşırmaz olaydım. Sana ne be kadın, sen niye karışıyorsun, neden yorum yapıyorsun milletin damak tadına. Bilemedim işte, tecrübe oldu bana da.

Bundan sonra ne yapıyor muşuz? Hiçbir şeye hayret etmiyor muşuz. Hiç kimseyi kınamıyor muşuz. Ben bunu öğrendim yaşadıklarımdan.

Sonuç: Nurtopu gibi peynir ve zeytin yemeyen bir çocuğum var.

Yine de, tek derdimiz bu olsun diyelim. Tatlı tecrübeler bunlar.

Bunları okumalısın

Çocukluğumuz, en güzel günlerimiz

Çocukluk üzerine söylenmiş sözler... Bir zamanlar biz de çocuktuk, biz de küsüp biz de ağladık. Şeker alındığında sevindik, dizimiz kanadığında dünya başımıza yıkıldı... Öyle ya...

Her zaman geçerli 7 moda kuralı!

Bu 7 kural kesinlikle sezonluk değil, her daim bilmemiz gerekenlerden oluşuyor. Sizin için tasarımcılara, işi bilenlere, trendleri belirleyenlere sorduk. 1. Sadece moda diye, size yakışmayan...

İyi baba olmak isteyenlere öneriler

Süper baba adayları buraya! Anne nasıl bir çocuğun iç dünyasını besliyor ve temsil ediyorsa baba da çocuk için dış dünyanın temsilcisidir. Çocuk yetiştirmede ve çocuğun...

Dokunmanın önemi ve bebek masajı

Sevgi dolu temas bebeğimiz için çok önemli! Anne karnında büyüyen bebek için annenin vücudunda temas, güvenlik ve sıcaklığın temelidir. Doğum sonrasında ise anne ile...

Kuru ciltleri nemlendirmek için ipuçları

Pırıl pırıl bir cilde sahip olmanın yolları... "Su ve sabun tetmez mi?" sorunuzu duyuyoruz. Yetmiyor maalesef. Elbette temizliğin bu muhteşem ikilisi demirbaşlarımız. Ancak farklı...